Türk Rekabet Hukukunda Toplam Ciro Üzerinden Yaptırım Eleştirisi
4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 16. maddesi, rekabet ihlalinde bulunan teşebbüslere uygulanacak idari para cezalarının teşebbüsün yıllık gayri safi geliri üzerinden belirlenmesine imkân tanımaktadır.
Ciro, hesaplanmasının görece kolay ve objektif olması nedeniyle yaptırım hukukunda kullanılabilen pratik bir ölçüttür. Buna karşılık, ihlalle doğrudan bağlantısı bulunmayan faaliyetlerden elde edilen gelirin de yaptırım hesabına dahil edilmesi ölçülülük ilkesi ve mülkiyet hakkı bakımından tartışmaya açıktır.
Bir teşebbüs çok sayıda farklı pazarda faaliyet gösterirken rekabet ihlali yalnızca bunlardan birinde gerçekleşmiş olabilir. Buna rağmen cezanın bütün faaliyetlerden elde edilen toplam ciro üzerinden hesaplanması, ihlal ile yaptırım arasındaki ekonomik ilişkinin zayıflamasına yol açabilir.
Rekabet Kurulu uygulamasında, ihlalin gerçekleştiği faaliyetten elde edilen cironun toplam ciro içindeki payının düşük olması bazı kararlarda hafifletici unsur olarak değerlendirilmiştir. Ancak bu yaklaşım, ihlalle ilgisi bulunmayan pazarlarda elde edilen gelirlerin başlangıçta ceza hesabının içinde yer aldığı gerçeğini değiştirmemektedir. Aynı sorun, Türkiye’de gerçekleşen bir ihlal nedeniyle teşebbüsün yurt dışı faaliyetlerinden elde ettiği cironun da hesaba katılması bakımından ortaya çıkabilir.
Ölçülülük ilkesi bakımından sorun
İdari yaptırımların kanuni bir dayanağının bulunması tek başına yeterli değildir. Müdahalenin ulaşılmak istenen kamusal amaç ile makul bir orantı içinde bulunması gerekir.
Bu çerçevede, toplam ciro esasının rekabet ihlalinin gerçekleştiği ekonomik alan ile yaptırımın miktarı arasındaki bağlantıyı bazı durumlarda gereğinden fazla genişletebildiği ileri sürülebilir.
Örneğin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Lemoine v. France kararında, mahkeme başvurucunun vergi borcunun haczedilen taşınmaz değerinin büyük oranda altında olması nedeniyle, mülkiyet hakkına yapılan kanuni müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna varılmıştır.
Avrupa Birliği uygulaması
Avrupa Komisyonunun para cezalarının belirlenmesine ilişkin yaklaşımında, temel para cezasının hesabında ihlalle bağlantılı satış değerinin dikkate alınması önemli bir unsurdur.
Böyle bir yöntem, yaptırımı teşebbüsün bütün ekonomik büyüklüğünden ziyade ihlalin gerçekleştiği ekonomik faaliyetle daha yakın biçimde ilişkilendirir.
Türk uygulamasında toplam ciro üzerinden hareket edilmesi ile Avrupa Birliği uygulamasındaki satış değeri yaklaşımı arasındaki bu farklılık, ölçülülük açısından önemli sonuçlar doğurmaktadır.
Sonuç
Rekabet ihlaline uygulanacak yaptırımın caydırıcı olması gerekmekle birlikte, yaptırım ile ihlal arasında ölçülü bir ilişki kurulması da hukuk devleti ilkesinin gereğidir.
Bu nedenle cezanın yalnızca teşebbüsün toplam ekonomik büyüklüğüne dayandırılması yerine, ihlalin gerçekleştiği ilgili ürün veya hizmet pazarında elde edilen Türkiye içi satış değerinin daha belirleyici hale getirilmesi düşünülebilir.
4054 sayılı Kanun’un 16. maddesinde yaptırımın hesaplanmasına ilişkin sistemin, ihlalle bağlantılı satış değerini esas alacak şekilde yeniden değerlendirilmesi ölçülülük ve mülkiyet hakkı bakımından daha uygun bir yöntem sağlayabilir.
Kaynakça
Erdal Türkkan, Rekabet İhlallerinde Ciroya Dayalı İdari Para Cezasının Sakıncaları ve Katma Değer Kriteri: Basitleştirilmiş Bir Analiz, Rekabet Forumu, Sayı 82, Mart 2014.
Rekabet Kurulu, 29.03.2018 tarih ve 18-09/180-85 sayılı karar.
Rekabet Kurulu, 24.04.2006 tarih ve 06-29/361-91 sayılı karar.
Lemoine v. France, Başvuru No. 26242/95.
Burak Gemalmaz, Değerli Konut Vergisi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Bakış Açısı, 23.12.2019.