Arslanbay Hukuk ve Danışmanlık EN
Cam ofis bloğu

Anayasa Mahkemesinin Ford Kararı Işığında Rekabet Kurulunun Yerinde İnceleme Yetkisinin Kullanımına Yaklaşımının Değerlendirilmesi

1. GİRİŞ

Konut dokunulmazlığı, Anayasamızda temel hak ve hürriyetler arasında sayılan haklardan biridir. Temel bir hak olması nedeniyle, Anayasanın 12. maddesine göre dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez niteliktedir. Konut dokunulmazlığı hakkı, aynı zamanda Anayasanın 13. maddesine göre genel sınırlama sebepleri ve yine Anayasanın 21. maddesinde özel olarak düzenlenen sınırlama sebeplerine bağlı olarak sınırlandırılabilecektir.

Bununla birlikte, konut dokunulmazlığı hakkı ile Kurula verilen yerinde inceleme yetkisi arasında sıkı bir ilişki mevcuttur. Nitekim 4054 sayılı Kanunun 15. maddesi ile Kurula verilen yerinde inceleme yetkisinin mal ve hizmet piyasalarında faaliyet gösteren teşebbüsler arasındaki yazılı iletişimler ve teşebbüs kayıtlarının delil olarak elde edilmesindeki önemi ve katkısı kuşkusuzdur. Bu hususta, Danıştay ve Bölge İdare Mahkemesinin yerinde incelemenin doğası gereği önceden haber verilmeksizin, etkin, ani ve süratli bir şekilde gerçekleştirilmesi gerektiği yönündeki yerleşik kabulleri bu durumu doğrulamaktadır.[2] Mehaz Avrupa Birliği (“AB”) rekabet hukukunda da yerinde incelemenin önemine değinilmektedir.

Ancak yerinde inceleme yetkisinin kullanımı, konut dokunulmazlığı ile ilgili birtakım sorunları beraberinde getirmektedir. Her şeyden önce, yasal zeminde gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinden bağımsız olarak, konut dokunulmazlığına yönelik müdahale niteliğindeki yerinde incelemelerin engellenmesi veya zorlaştırılması sebebiyle kesilen idari para cezaları son dönemde büyük artışlar göstermektedir. Örneğin Ocak-Aralık 2022 döneminde yerinde incelemenin engellenmesi veya zorlaştırılması nedeniyle verilen idari para cezalarının toplam tutarı 115.268.235,48 TL iken; bu tutar Ocak-Aralık 2023 döneminde 267.887.916,22 TL’ye yükselmiştir.[3] Hatta bu dönemde bir önceki döneme ek olarak 492.203.348,71 TL tutarında süreli para cezası kesilmiştir.[4] Ocak-Haziran 2024 döneminde ise şimdiden bu tutar 181.503.040,79 TL’ye ulaşmıştır.[5] Aynı dönemde süreli para cezası olarak toplamda 1.369.687.630,32 TL tutarında idari para cezasına hükmedilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki, Kurulun önaraştırma veya soruşturma sonucunda taraf teşebbüsler hakkında esasa ilişkin bir ihlal tespiti yapmamış olması halinde dahi, sadece yerinde incelemenin engellenmesi ya da zorlaştırılması sebebiyle yüksek tutarlarda idari para cezalarıyla karşı karşıya kalmaları mümkündür. Ford kararının gerekçeleri nazara alındığında, yerinde incelemenin engellenmesi veya zorlaştırılması nedeniyle idari para cezasına çarptırılan teşebbüslerin hem konut dokunulmazlıklarının ihlali hem de bu ihlal dolayısıyla idari yaptırım şeklinde çifte cezalandırmaya maruz kaldığını söylemek mümkün olabilecektir.[6]

İkinci olarak, teşebbüsler açısından ticari faaliyetlerinin devamı için gizlilik büyük önem taşımaktadır. Kanuni yetkinin kullanılması ile teşebbüslerin gizli bilgi ve belgelerine erişilebilmesi mümkün hale gelecektir. Elbette ki gizliliğin her koşulda sınırsız bir korumadan faydalanması üstün kamu yararı düşüncesiyle bağdaşmamaktadır. Bu noktada hakların kullanılması ve sınırlanması arasında makul, ölçülü ve adil bir denge kurulması gerekeceği açıktır. Temel bir hak olan konut dokunulmazlığı hakkının sınırlama koşulları bakımından Anayasada belirtilen sebeplerin uygulanması gerektiği şüphesizdir.

Ayrıca günümüzde halen daha küçük ve orta ölçekli teşebbüslerin yeter derecede rekabet hukuku farkındalığının oluşmadığı gözlemlenmektedir. Örneğin Kurulun MOSAŞ kararında; teşebbüs yetkililerinin 4054 sayılı Kanunun 14, 15, 16 ve 17. maddeleri kapsamında bilgilendirilmediklerine yönelik itirazları kanunu bilmemenin mazeret sayılamayacağı gerekçesiyle kabul edilmemiştir.[7] Teşebbüslerdeki farkındalık eksikliği, konut dokunulmazlığı hassasiyetiyle birleştiğinde büyük ekonomik kayıplar gündeme gelebilmektedir.[8] Nitekim uygulamada birtakım teşebbüslerin yerinde inceleme öncesinde mahkeme kararı talep edebildiği, meslek personelini şirket binalarına dahi almadığı, personelin yetkileri hususunda soru işaretleri yaşadığı gözlemlenmiştir.

Yerinde incelemelerin konut dokunulmazlığı hakkına yönelik müdahale niteliği, aynı zamanda yerinde inceleme esnasında elde edilen delillerin hukuka uygunluğunu da tartışmaya açmaktadır. Teşebbüslerin binalarına, mal varlıklarına girilmesi yerinde incelemelerin “arama” niteliğine ilişkindir. Ancak yerinde incelemenin müdahale niteliği, konut dokunulmazlığı hakkı bağlamında sadece arama unsuru ile sınırlı değildir. Zira yerinde inceleme doğası gereği delil elde etmek üzere yapılmakta, yeri geldiğinde teşebbüsler hakkında idari yaptırım uygulanmasına karar verilirken elde edilen delillerden faydalanılmaktadır. Bu yönüyle, yerinde inceleme konut dokunulmazlığı hakkının aynı zamanda “elkoyma” unsuruna ilişkin ayrı bir müdahale teşkil edebilmektedir. “Zehirli ağacın meyvesi de zehirli olur” düşüncesinden hareketle, yerinde incelemelerin, elde edilen delillerin hukuka uygunluğunu da tartışmaya açacağı şüphesizdir. Tüm bu sebeplerle, yerinde incelemenin Anayasaya uygun şekilde icra edilmesinin büyük önem taşıdığı şüphesizdir.

Konut dokunulmazlığı hakkı, Anayasanın 21. maddesinde etraflıca düzenlenmiştir. Düzenlemeye göre, konut dokunulmazlığı hakkı kural olarak hâkim kararı ile sınırlanabilir. Hükümde, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, yirmi dört saat içinde hâkim onayına sunulmak üzere kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emriyle konut dokunulmazlığı hakkının sınırlanabileceği öngörülmüştür.

Kurulun, daha sonra AYM önüne götürülecek süreci başlatan Ford hakkında verdiği kararda, 4054 sayılı Kanunun 4. maddesi kapsamında ihlal tespit edildiği gerekçesiyle verilen idari para cezası, yerinde incelemede elde edilen delillere dayanmaktadır.[9] Kurul kararı üzerine Ford tarafından, bir dizi anayasal haklarının yanı sıra yerinde incelemeyle konut dokunulmazlığı hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle, iç hukuk yolları tüketilerek AYM nezdinde bireysel başvuru yapılmıştır.[10] AYM, başvuruya ilişkin kararında, yerinde inceleme nedeniyle konut dokunulmazlığı hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşarak, yapısal sorunun çözümü için keyfiyetin Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirilmesine karar vermiştir.

Ford kararı, yerinde inceleme yetkisinin kullanımı ile ilgisi nedeniyle özellikle rekabet hukuku alanında ses getirmiştir. Kurulun Ford kararından önceki içtihatlarından, fiili uygulamada -yerinde incelemenin en başından engellenmesi sebebiyle bilahare sulh ceza hâkiminin kararıyla inceleme yapıldığı haller haricinde- hâkim kararı olmaksızın yerinde incelemeler yürüttüğü çıkarımı yapılabilmektedir. Kararın yürürlüğe girmesiyle, pek çok teşebbüs Kurul nezdinde yerinde incelemelerin Ford kararı ışığında konut dokunulmazlığı hakkının ihlali niteliğinde olduğunu savunmuştur. Buna karşın Kurul, 4054 sayılı Kanunun yerinde inceleme yetkisini düzenleyen 15. maddesinin AYM tarafından iptal edilmediği; ihlal kararının ise bireysel başvuru sonucunda verildiği ve sadece Ford özelinde sonuç doğuracağı yönündeki gerekçeleri ekseninde, yerinde incelemeye yönelik önceki uygulamalarında değişikliğe gitmemiştir. Kararın; bir yanda bireysel başvuru sonucunda verilmiş olması, diğer yanda ise yapısal bir soruna işaret etmesi nedeniyle, benzer her olayda yerinde incelemenin konut dokunulmazlığı hakkını ihlal ettiğinin ileri sürülüp sürülemeyeceği hususunda tartışmalar alevlenmiştir. Bu tartışmaların, yasama organınca yeni bir düzenleme yapılmadıkça her dönem gündemde olması beklenmektedir.

Yaşanan hukuki ikilemin açıklığa kavuşturulabilmesi amacıyla, çalışmamızda öncelikle konut dokunulmazlığı hakkı ile yerinde inceleme yetkisine ilişkin yasal çerçeve irdelenerek, Ford kararındaki tespit ve gerekçeler üzerinde durulacak; daha sonra ise Kurulun yerinde incelemelere AYM kararı ışığındaki yaklaşımı ele alınarak anayasa, idare ve ceza hukuku ilkeleri doğrultusunda tartışılacaktır.

2. KONUT DOKUNULMAZLIĞI HAKKI VE YERİNDE İNCELEME YETKİSİNE İLİŞKİN YASAL ÇERÇEVE

2.1. Konut Dokunulmazlığı Hakkı

Konut dokunulmazlığı hakkı, Anayasanın 21. maddesinde temel bir hak olarak şu şekilde düzenlenmiştir:

Kimsenin konutuna dokunulamaz. Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin konutuna girilemez, arama yapılamaz ve buradaki eşyaya el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar.”

Anayasa hükmünden anlaşılacağı üzere, konut dokunulmazlığı hakkının sınırlanabilmesi için öncelikle müdahalenin milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması gibi sebeplere dayanması gerekmektedir. Diğer bir sınırlama sebebi olarak, kural olarak önceden alınan hâkim kararı aranmıştır. Gecikmesinde sakınca bulunan bir halin varlığı, bu kuralın istisnasını teşkil etmektedir. Buna göre, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde konuta girilebilmesi, arama yapılabilmesi ve elkoyma işleminin gerçekleştirilebilmesi için kanunla yetkili kılınmış bir merciin yazılı emri gerekmektedir. Ancak bu durumda da yirmi dört saat içinde yazılı emrin görevli hâkim onayına sunulmuş olması ve en geç kırk sekiz saat içinde kararın açıklanması gerekmektedir. Özetle, konut dokunulmazlığı hakkına ilişkin anayasal güvence kural olarak önceden verilen bir hâkim kararını aramakta, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde ise hakka yönelik müdahalenin hâkim onayına sunulması hususunu öngörmektedir.

Konut dokunulmazlığı hakkına ilişkin anayasal çerçeveyi, “arama” ve “elkoyma” unsurları yönünden ikiye ayırmak mümkündür. Temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasında “müdahale” kamu gücünü gerektireceğinden, arama ve elkoyma tedbirleri kamusal erkin kullanılması kapsamında genellikle cezai soruşturma ve kovuşturmalar yönünden karşımıza çıkmaktadır. Bununla beraber, 4054 sayılı Kanunun 15. maddesi uyarınca Kurul uzmanlarının teşebbüs binalarında yerinde inceleme yetkisi mevcuttur. Benzer bir düzenlemeye, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Hakkında Kanunun (“6698 sayılı Kanun”) 15/3 maddesinde yer verilmiştir. Bu düzenlemeler uyarınca, yetkili otoritelerin şirket binalarında yürüttükleri delil araştırmasını “arama”; elde ettikleri delili muhafaza ederek değerlendirmeye almalarını ise “elkoyma” olarak nitelendirebilmek mümkündür. Anayasa hükmünün lafzına göre, elkoymadan itibaren kırk sekiz saat içinde elkoyma kararı açıklanmadığı takdirde, elkoyma ile birlikte arama da geçerliliğini yitirecektir. Buna karşın 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 89/3 maddesinde Kurul Başkanının talebi ve sulh ceza hâkiminin kararı üzerine gerekli yerlerde kolluk yardımı ile arama yapılabileceği düzenlemesine yer verildiği görülmektedir. Söz konusu düzenlemelerin, 4054 sayılı Kanun ile 6698 sayılı Kanun hükümlerinden farklı olarak “arama” ve “elkoyma” unsurları yönünden Anayasanın 21. maddesiyle uyumlu olduğu değerlendirilmektedir.

Konut dokunulmazlığı hakkının anayasal çerçevesi bu şekilde olmakla birlikte, bu hakkı düzenleyen kanun düzeyindeki normlara da değinmek gerekir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun (“TCK”) 116. maddesinde düzenlenen konut dokunulmazlığının ihlali suçunda, bir kimsenin konutuna veya konutunun eklentilerine rızasına aykırı olarak girmek ya da rızası ile girmekle beraber çıkmamak şeklindeki hareketler suçun temel hali olarak yaptırıma tabi tutulmaktadır. Suçun nitelikli halleri arasında rızaya ihtiyaç duyulmaksızın girilmesi mutat olanlar dışındaki işyerleri ve eklentilerine rızasız girilmesi veya rıza ile girilmesine rağmen çıkılmaması; hükmün son fıkrasında ise fiillerin cebir veya tehditle işlenmesi hallerine yer verilmiştir. Yine TCK 199. maddesinde konut dokunulmazlığını ihlal suçu için bir dizi nitelikli hal düzenlemesi ihdas edilmiştir.

TCK’da yer alan konut dokunulmazlığını ihlal suçu, genellikle kamu erki eliyle müdahalenin pek gündeme gelmeyeceği halleri konu edinmekle beraber, TCK 119/1-(e) bendinde yer alan “kamu görevinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması” hali, kamu erkinin müdahalesi yönünden de hükmün uygulama olanağını düşündürecektir. Buna karşın, özel kanunlarla kamu kurumlarına verilen arama ve elkoyma yetkileri bir yana, devletin pozitif ve negatif yükümlülükleri bağlamında ceza soruşturmaları ve kovuşturmaları için Ceza Muhakemesi Kanununun (“CMK”) 116 ve devamı maddelerinde bu tedbirlere ilişkin usul ve esaslara yer verilmiştir.

Kanun seviyesinde yer alan bir diğer düzenleme, Anayasanın 90/5 hükmü atfıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (“AİHS”) özel hayat ve aile hayatına saygı hakkını düzenleyen 8. maddesidir. Nitekim, konut dokunulmazlığına ilişkin başvurular Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (“AİHM”) tarafından özel hayat ve aile hayatına saygı hakkı kapsamında ele alınmaktadır. AİHS 8. maddesinin ilk fıkrasında hakkın genel kapsamına yer verilmiş; ikinci fıkrasında ise müdahalenin sınırları düzenlenmiştir.

Son olarak, konut dokunulmazlığı hakkı, AİHS düzenlemesine paralel olarak Birleşmiş Milletler Siyasi ve Medeni Haklar Sözleşmesinin 17. maddesinde düzenlenmiş ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından 15 Ağustos 2000 tarihinde kabul edilmiştir[11].

2.2. Konut Dokunulmazlığı Hakkının Unsurları

Mevzuat içinde konut dokunulmazlığı hakkına yönelik temel düzenlemeler bu şekilde olmakla birlikte, AYM ve AİHM hakkın unsurlarını “konut” kavramı ve “müdahalenin varlığı” şeklinde ele aldığı görülmektedir.

AİHM, özel hayat ve aile hayatına saygı hakkının korunması temelinde konut dokunulmazlığı hakkının ihlal edilip edilmediğinin tespitinde, öncelikle “konut” kavramını incelemektedir. AİHM’e göre, Sözleşmenin 8. maddesi bağlamında “konut” kavramı iç hukuktaki niteleme ile sınırlı değildir.[12] Bu minvalde, bir şirketin idari merkezi, şubeleri veya şirkete ait diğer tesislerin özel hayata saygı hakkı kapsamında kalabileceği kabul edilmektedir.[13]

AİHM, testin ikinci aşamasında müdahalenin bulunup bulunmadığını ele almaktadır. Müdahalenin tespitine yönelik AİHM kararlarında; başvurucunun polisle iş birliği içinde olduğu hallerde dahi yapılan arama ve elkoymaların, kamu görevlilerince aramanın yapılmadığı ve elkoymanın bulunmadığı hallerde dahi izinsiz olarak konuta girilmesinin, vergi otoritesi tarafından şirketlere vergi denetmenlerinin binalarına girebilmesi ve sunucularından veri alabilmesine imkân sağlanmasına ilişkin talimat verilmesinin müdahale niteliği taşıdığı sonucuna varıldığı görülmektedir.[14]

Ayrıca AİHM içtihatlarında, başvuru konusu olaya devletin pozitif yükümlülüğü mü yoksa negatif yükümlülüğü yönünden mi yaklaşılması gerektiğini değerlendirirken; AİHS 8. maddesinin Âkit Devletlere kişileri kamunun özel hayat, aile hayatı, konut ve haberleşme hürriyetine yönelik keyfi müdahalelerden koruma şeklinde negatif bir yükümlülük getirdiğini kabul etmektedir.[15] Bununla birlikte, AİHM aynı zamanda Âkit Devletlerin, özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklarda dahi gerekli tedbirlerin alınması yönünde pozitif yükümlülüklerinin bulunduğunu da içtihat edinmiştir.[16] AİHM’e göre, özel hayat ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edilip edilmediğinin tespitinde odak noktası, devletin pozitif ve negatif yükümlülüklerinden hangisinin söz konusu olacağından ziyade, bireysel haklar ile kamu yararı arasındaki adil bir dengenin sağlanıp sağlanmadığı hususunu ilgilendirmektedir.[17]

AİHM’in ihlal testinde ele aldığı bir diğer ölçüte göre, negatif yükümlülüğün varlığı halinde, müdahalenin hukuka uygun olup olmadığı değerlendirilmektedir.[18] AİHM kararlarında geçen “in accordance with the law” ifadesi, iç (milli) hukuk kurallarına uygunluk olarak değerlendirilmiş; buna göre, hukuki metnin şekli kanun yönünden değil açık, öngörülebilir ve erişime elverişli olup olmaması dikkate alınmıştır.[19] AİHM, ayrıca “açıklık” ölçütünün kamu otoritelerinin takdir yetkisinin kapsamı bakımından gerekli olduğunu kabul etmiştir.[20]

AİHM’in rekabet otoriteleri tarafından gerçekleştirilen yerinde incelemeleri yakından ilgilendiren bir kararı daha bulunmaktadır. Karara konu olayda, başvurucunun rekabet kurallarına aykırı olarak fiyatlama anlaşmalarına taraf olup olmadığı hususunda, Çek Rekabet Otoritesi yetkililerince delil elde edebilmek amacıyla başvurucu şirketin binasında yerinde inceleme yürütülmüştür. AİHM, konuta girilebilmesi için önceden verilmiş bir yargı kararının bulunmadığı, uygulanan tedbirin gerekliliğine ilişkin sonradan bir değerlendirme yapılmadığı ve nihayet elde edilen verilerin imhasını düzenleyen kuralların bulunmadığı gerekçeleriyle ihlal tespitinde bulunmuştur.[21]

AYM kararlarına bakıldığında ise, AİHM ile paralel kabullerin olduğu görülmektedir. Bu bağlamda AYM’ye göre, şirketlerin kayıtlı merkezleri, şubeleri ve diğer işyerleri gibi yerler konut niteliğindedir.[22] Özellikle çalışma konusuyla ilgisine istinaden, rızaya ihtiyaç duyulmaksızın girilmesi mutat olanlar dışındaki işyerleri ve eklentilerinin TCK 116/2 maddesinde konut dokunulmazlığını ihlal suçunun kapsamına alınmasının, AİHM ve AYM kararları uyarınca temel hakkın amacıyla bağdaştığı düşünülmektedir.

AYM, müdahale görünümleri olarak arama ile konut dokunulmazlığı hakkının sınırlandırıldığını; arama kararının uygulandığı tarihteki koşullara göre ilk görünüşte haklılık bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekeceğini kabul etmekte; hukukilik denetiminde konutunda arama yapılan kişilerin bu karara itirazlarını sorumlu makamlar önünde etkin bir biçimde ileri sürme olanağına sahip olup olmadığını incelemektedir.[23]

Sonuç olarak, konut dokunulmazlığı hakkının ihlal edilip edilmediğinin tespitinde; müdahalenin bulunup bulunmadığı, varlığı halinde konuta yönelik olup olmadığı ve müdahaleye dayanak teşkil eden arama işlemine veya kararına karşı etkin bir itiraz hakkının mevcut olup olmadığı dikkate alınmaktadır.

2.3. Yerinde İnceleme Yetkisine İlişkin Yasal Çerçeve

4054 sayılı Kanunun amacı, mal ve hizmet piyasalarındaki rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşma, karar ve uygulamaları ve piyasaya hâkim olan teşebbüslerin bu hâkimiyetlerini kötüye kullanmalarını önlemek, bunun için gerekli düzenleme ve denetlemeler eliyle rekabetin korunmasını sağlamaktır. Bu amacı teminen, Kurumun karar organı olan Kurul eliyle yerinde incelemeler yürüterek, ihlal iddiası altındaki teşebbüslerin belge ve kayıtlarına erişebilme yetkisiyle donatılmıştır.

Yerinde inceleme yetkisi, 4054 sayılı Kanunun 15. maddesinde şu şekilde düzenlenmiştir:

Kurul, bu Kanunun kendisine verdiği görevleri yerine getirirken gerekli gördüğü hallerde, teşebbüs ve teşebbüs birliklerinde incelemelerde bulunabilir. Bu amaçla teşebbüslerin veya teşebbüs birliklerinin:

a) Defterlerini, fiziki ve elektronik ortam ile bilişim sistemlerinde tutulan her türlü verilerini ve belgelerini inceleyebilir, bunların kopyalarını ve fiziki örneklerini alabilir,

b) Belirli konularda yazılı veya sözlü açıklama isteyebilir,

c) Teşebbüslerin her türlü mal varlığına ilişkin mahallinde incelemeler yapabilir.

İnceleme, Kurul emrinde çalışan uzmanlar tarafından yapılır. Uzmanlar incelemeye giderken yanlarında incelemenin konusunu, amacını ve yanlış bilgi verilmesi halinde idari para cezası uygulanacağını gösteren bir yetki belgesi bulundururlar.

İlgililer istenen bilgi, belge, defter ve sair vasıtaların suretlerini vermekle yükümlüdür. Yerinde incelemenin engellenmesi veya engellenme olasılığının bulunması durumunda sulh ceza hâkimi kararı ile yerinde inceleme yapılır.”

Kanun hükmünden anlaşılacağı üzere, Kurulun teşebbüslerin her türlü mal varlığına ilişkin mahallinde inceleme yapma yetkisinin bulunduğu görülmektedir. Bu bağlamda, teşebbüslerin sadece genel müdürlükleri değil, aynı zamanda bölge müdürlükleri, irtibat büroları, depo alanları, fabrikaları ve şubeleri gibi yerlerde yerinde inceleme yapılabilmesi mümkündür. Ancak kanun hükmünde açıkça “teşebbüslerin mal varlıkları” denildiği için; hâkim kararı olsa dahi teşebbüs yöneticilerinin veya çalışanlarının şahsi konutlarında yerinde inceleme (arama) yapılabilmesi mümkün değildir.[24]

Öte yandan, kanuni düzenlemede sulh ceza hâkiminin kararı ile yerinde inceleme yapılabileceğine ilişkin hüküm dikkat çekicidir. Düzenlemeye göre, yerinde incelemenin engellenmesi veya engellenme olasılığının bulunması durumunda sulh ceza hâkiminin kararı ile yerinde inceleme yapılacağı hüküm altına alınmıştır. Anayasanın 21. maddesine göre, yerinde inceleme öncesinde kural olarak hâkim kararı gerekmekte iken; 4054 sayılı Kanunun 15/3 maddesine göre ise, sulh ceza hâkiminin kararı yerinde incelemenin en başından değil, engellenmesi veya engellenme olasılığının ortaya çıkması halinde yerine getirilmesi öngörülen bir yükümlülük olarak düzenlenmiştir.

Mehaz AB rekabet hukukunda da yerinde inceleme ile ilgili benzer düzenlemelere yer verilmektedir. Avrupa Konseyinin 1/2003 sayılı Tüzüğünün 20. maddesinde AB Komisyonu yetkililerinin teşebbüs bina ve taşınmazlarına girebileceği düzenlenmiştir. Tüzüğün gerekçesinde Komisyon yetkililerinin teşebbüs kayıtlarının tutulmakta olabileceği herhangi bir taşınmaza, hatta şahsi konutlara dahi girebilmesi gerektiği ifade edilmektedir.[25]

Bunun dışında, 4054 sayılı Kanunda 16.06.2020 tarih ve 7246 sayılı Kanunun 4. maddesiyle yapılan değişiklik üzerine Yerinde İncelemelerde Dijital Verilerin İncelenmesine İlişkin Kılavuz yayımlanmıştır.[26] Kılavuzda, doğrudan yerinde inceleme yetkisi ile ilgili açıklamalar bulunmamakla birlikte, yapılan değişikliklere istinaden genel olarak elektronik ortam ve bilişim sistemlerinden delil elde edilmesi süreçleri ve teşebbüs yükümlülükleriyle ilgili açıklamalara yer verilmektedir.

3. ANAYASA MAHKEMESİNİN “FORD” KARARI

3.1. Süreç

Ford, Amerika Birleşik Devletleri menşeli Ford Motor Company’nin Türkiye’deki imal ve satış haklarına sahip olan, ana faaliyet alanları itibariyle Ford marka araçların ve yedek parçalarının üretim, ithalat, ihracat ve dağıtımı faaliyetleriyle iştigal eden bir şirkettir.

Ford kararına konu olayın gelişimi, 2009 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla özel tüketim vergisi oranlarında indirime gidilmesi ile başlamaktadır. İndirim döneminde, otomobil üreticilerinin otomobil arzının kısılması yönünde ortak hareket ettikleri ve fiyat artışları gerçekleştirdikleri yönündeki şikayetler üzerine Kurul tarafından önaraştırma başlatılmış, delil yetersizliği nedeniyle soruşturma açılmasına gerek olmadığına karar verilmiştir.[27]

Bununla birlikte, aynı tarihte yapılan toplantıda Ford’un da aralarında bulunduğu Otomotiv Distribütörleri Derneği, Otomotiv Sanayi Derneği ve bunların üyeleri hakkında dernek çatısı altında geleceğe ilişkin rekabete hassas bilgi paylaşımında bulunarak 4054 sayılı Kanunu ihlal edip etmediklerinin tespiti amacıyla önaraştırma açılmasına, önaraştırma sonucunda ise 09.09.2009 tarihli Kurul toplantısında ise soruşturma açılmasına karar verilmiştir. Soruşturma sonucunda, Kurul tarafından dernek üyesi teşebbüslerin 4054 sayılı Kanunu ihlal ettikleri tespit edilerek değişen oranlarda idari para cezaları verilmiştir.[28]

Karar üzerine, Ford tarafından Danıştay 13. Dairesi nezdinde Kurul kararı ile Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hâkim Durumun Kötüye Kullanılması Hâlinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmelik’in (“Ceza Yönetmeliği”) iptali talebiyle dava açmıştır. Dava, Daire tarafından reddedilmiştir.[29] Kararın temyizi üzerine, Danıştay İDDK, Dairece verilen kararı onamış ve karar kesinleşmiştir.[30]

Temyiz isteminin reddi üzerine Kurul kararı ve Ceza Yönetmeliğine ilişkin iptal istemlerinin kesinleşmesiyle, konu Ford tarafından bireysel başvuru yoluyla 05.12.2019 tarihinde AYM önüne götürülmüştür. Başvuru kapsamında Ford, konut dokunulmazlığı hakkının, mülkiyet hakkının, mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının, ne bis in idem ilkesinin, makul sürede yargılanma hakkının ve mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Çalışmamız kapsamında konut dokunulmazlığı hakkı ele alındığından, AYM kararındaki tespitler bu kapsamla sınırlı tutulmuştur. Karar, 20.06.2023 tarih ve 32227 sayılı Resmî Gazetede yayımlanmıştır.

3.2. Tespitler

AYM, konut dokunulmazlığı hakkının ihlal edildiği iddialarını incelediği bölümde; ilk olarak “konut” kavramıyla ilgili açıklamalara yer vermiş, devamında ise müdahalenin var olup olmadığını incelemiştir. Bu doğrultuda AYM, yerinde incelemenin gerçekleştirildiği Ford’a işyerinin söz konusu temel hak bağlamında konut niteliğinde olduğunu, aramanın temel hakların sınırlandırılmasına sebep olacak şekilde yürütülen bir koruma tedbiri olduğunu, şirket yetkililerinin bilgisayarlarından belge temin edilmesine yönelik başvurucunun işyerinde yürütülen incelemenin konut dokunulmazlığı hakkına müdahale teşkil ettiğini bulgulamıştır.

AYM, devam eden kısımda müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığını ele almıştır. Bu kapsamda, kamu gücünü kullanan otoritelerin müdahalesinin Anayasanın sözüne uygun olup olmayacağının değerlendirilebileceğini, temel haklara müdahalelerin Anayasanın sözüne uygun olması şartının, özellikle temel hak ve özgürlüklere ilişkin çeşitli maddelerde yer alan ek güvenceleri taşıyıp taşımadığının da ele alınmasını gerektireceğini ifade etmiştir.

AYM, devam eden değerlendirmelerinde Anayasanın 21. maddesinin koşullarını tekrar ederek, 4054 sayılı Kanunun 15. maddesinde düzenlenen yerinde inceleme yetkisinin kullanımının (müdahalenin) konut dokunulmazlığı hakkıyla bağdaşıp bağdaşmadığını incelemiştir. Bu noktada, kanun hükmünün rekabet uzmanlarına hâkim kararı olmaksızın yerinde inceleme yetkisi vererek konut sayılan alanlara girebilme yetkisi tanıdığını; kanun hükmünde hâkim kararının yerinde incelemenin engellendiği veya engellenme olasılığının bulunduğu hallerde arandığı; konut dokunulmazlığına ilişkin anayasal düzenlemenin, kamu görevlilerinin kişilerin konutlarına rızaları dışında girmek istedikleri her durumu kapsayan özel bir güvence sağladığını belirtmiştir. Buna göre AYM, 4054 sayılı Kanunun 15. maddesinde yer alan hâkim kararına ilişkin düzenlemenin, yerinde incelemenin engellenmesi veya engellenmesi olasılığının bulunmasına münhasır kılındığı kabulüyle, anayasal güvenceye aykırılık teşkil ettiği sonucuna varmıştır.

Bununla birlikte, AYM, gecikmesinde sakınca bulunan hal ölçütünü de ele almıştır. AYM, değerlendirmelerinde kanun maddesinin yerinde incelemenin Kurul kararıyla yapılabileceğini, ancak Kurul kararıyla (Anayasa metninin ifadesine göre “kanunla yetkili kılınmış mercinin emri”) yerinde inceleme yapılabilmesinin gecikmesinde sakınca bulunan haller ile sınırlandırılmadığını, anayasal düzenlemede ise ancak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde doğrudan hâkim kararı aranmaksızın kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emrinin yeterli görülebileceğini ifade ederek, Kurul kararıyla yerinde inceleme yapılabilmesinin gecikmesinde sakınca bulunan hallerle sınır tutulmadığı gerekçesiyle, Anayasanın 21. maddesine uygun olmadığını tespit etmiştir.

AYM, son olarak, yerinde incelemelerin gecikmesinde sakınca bulunan hallerle sınırlandırıldığının kabulü varsayımında dahi, kanun maddesinin Kurul kararının yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulmasına ilişkin bir düzenleme içermemesi nedeniyle, anayasal güvenceyi ihlal ettiği kanaatine varmıştır.

4054 sayılı Kanunun 15. maddesi uyarınca gerçekleştirilen yerinde incelemeye yönelik hukuki değerlendirmelerinin üzerine AYM, Ford tarafından herhangi bir engelleme girişimi olmadığı için hâkim kararı olmaksızın yerinde inceleme yapıldığı gerekçesiyle, konut dokunulmazlığı hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

4. REKABET KURULUNUN YAKLAŞIMI

Ford kararından sonra birçok teşebbüsün, Kurul nezdindeki soruşturma süreçlerinde, soruşturmaya konu yerinde incelemelerin Anayasaya aykırı olduğu savunmasına başvurduğu görülmektedir. Kurul, çeşitli kararlarında bu savunmaya ilişkin değerlendirmelerde bulunmuş ve Anayasaya aykırılık iddialarına dair içtihatlar geliştirmiştir.

Kurulun Electrolux kararında, yerinde incelemenin Anayasanın 21. maddesine aykırı olduğu, AYM’nin verdiği karar üzerine soruşturmanın tamamlanmasının ardından yapılabilecek bir bireysel başvuruda yeniden ihlal kararı verileceğinin neredeyse kesin olduğu, hukuka aykırı uygulamanın bir an önce giderilmesinin en makul, akılcı ve hukuka uygun çözüm yolu olduğu, ayrıca AYM’nin bireysel başvurular üzerine aldığı kararlarının belirli hukuk kurallarının nasıl yorumlanması ve uygulanması gerektiği hususunda yol gösterici olduğu, kararların gerekçelerinde yer alan hukuki görüşlerin tüm devlet organları için özdeş olan gelecekteki tüm olaylar bakımından bağlayıcı olduğu, Anayasanın 38. maddesine göre kanuna aykırı elde edilen bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği, soruşturma kapsamında hâkim kararı olmaksızın yerinde inceleme marifetiyle elde edilen delillerin hukuka aykırı olduğu savunulmuştur.[31]

Kurul ise bu savunmaları ele alırken; yetki belgeleri ve Kurum kimlik kartlarının ibraz edildiğini, yerinde inceleme tutanağının taraflarca imzalandığını, 4054 sayılı Kanunun 15. maddesinde öngörülen usule uygun olarak yerinde incelemenin gerçekleştirildiğini; diğer yandan Ford kararı ile her ne kadar konut dokunulmazlığının ihlaline karar verilmiş ise de inceleme sonucunda elde edilen belgelere ilişkin bir değerlendirmeye yer verilmediğini, bu delillere istinaden verilen idari para cezası yönünden mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verildiğini, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun (“6216 sayılı Kanun”) 45/3 hükmüne göre, yasama işlemlerinin bireysel başvuruların konusu olamayacağını, bu sebeple bireysel başvuru yoluyla kanun hükmünün iptalinin mümkün olmadığını, nitekim 4054 sayılı Kanunun 15. maddesinin Ford kararıyla zımnen ilga edildiğinin kabul edilemeyeceğini, dolayısıyla kanun maddesinin halen yürürlükte olduğunu ve idarece bu hükmün bağlayıcılığını koruduğunu, ayrıca 6216 sayılı Kanunun 66/4 hükmüne göre AYM’nin bir kanun hükmünü iptal ederken yerine yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemeyeceğini değerlendirerek savunmaları reddetmiştir.

Kurulun Özel Okullar kararında benzer şekilde Ford kararına atıfla, hâkim kararı bulunmaksızın gerçekleştirilen yerinde incelemenin konut dokunulmazlığı hakkının ihlaline yönelik yeni bir içtihat geliştiğinden bahisle, ilgili teşebbüs işyerinde 11.10.2022 tarihinde gerçekleştirilen yerinde incelemenin ve bu kapsamda elde edilen delillerin hukuka aykırı olduğu savunulmuştur.[32]

Kurul, savunmalara karşı Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinin emsal kararını gerekçe göstererek, soyut ve somut norm denetimi ile bireysel başvuru sonucu verilen kararlar arasında etki, kesinlik, bağlayıcılık ve uygulama bakımından farklılık bulunduğu, bireysel başvurunun davanın tarafları ile sınırlı bir bağlayıcılığa sahip olduğunu; ayrıca Ford kararında elde edilen delillerin hukuka aykırı olup olmadığının ele alınmadığını; AYM’nin bireysel başvurulara ilişkin verdiği kararların objektif etkisi yönünden içtihat birliği bulunmadığını değerlendirmiştir.[33]

Yerinde incelemenin Anayasaya aykırılığının ileri sürüldüğü bir diğer karar olan Mot Bilişim kararında, Kurul Ford kararının objektif etkisi ile ilgili değerlendirmelerine geçmeden önce, soruşturma konusu yerinde incelemenin 22.10.2022 tarihinde gerçekleştirildiğini; Ford kararının tarihinin 23.03.2023 olduğunu belirtmiştir.[34] Bu yönüyle, Kurulun Ford kararının somut olaya uygulanamayacağını değerlendirdiği çıkarımı yapılabilmektedir. Kurulun savunmalara yönelik devam eden değerlendirmeleri, Electrolux kararındaki değerlendirmeleriyle paraleldir. Aynı savunma ve değerlendirmelere, Kurulun Traktör Üreticileri kararında da rastlanmaktadır.[35]

Genel olarak, Kurulun yerinde inceleme yetkisine yönelik Anayasaya aykırılık iddialarına karşı; kanun hükmünün iptal edilmediği, bireysel başvuruya konu olduğundan Ford kararının ülke genelinde objektif bağlayıcılığının olmayacağı, idarenin yürürlükteki kanun hükmünün uygulanmasından imtina edemeyeceği, ihlal kararının, karardan önceki tarihli yerinde incelemelere teşmil edemeyeceği, Ford kararında elde edilen deliller üzerinden verilen idari para cezasına ilişkin mülkiyet hakkının ihlal edilmediğinin tespit edildiği ve bu sebeple yerinde incelemede elde edilen delillerin hukuka aykırı addedilemeyeceği gerekçelerine dayalı bir yaklaşımı benimsediği görülmektedir.

5. ANAYASA VE İDARE HUKUKU PRENSİPLERİ IŞIĞINDA DEĞERLENDİRMELER

Kurulun konuya yaklaşımını iki ana perspektiften irdelemek gerekmektedir. Bunlardan ilki, Ford kararı ile tespit edilen yapısal sorunun her bir bireysel olayda söz konusu olup olmayacağı noktasında toplanmaktadır. Buna göre yapısal sorun kavramının açıklığa kavuşturularak, yapısal soruna ilişkin Ford kararının başvurucu dışındaki üçüncü kişiler bakımından uygulanabilirliği, eş deyişle objektif bağlayıcılığı irdelenmelidir.

Değerlendirmenin diğer yönü ise, elde edilen delillerin hukuka uygun addedilip addedilmeyeceği sorununu ilgilendirmektedir. Esasen bu sorunun incelenmesi doğası gereği yapısal sorunla ilgili değerlendirmeler ile kader birliği içerisindedir. Nitekim, yerinde incelemeler konut dokunulmazlığı hakkında müdahaleler hem “arama” hem de “elkoyma” unsuruna yöneldiğinden elkoymanın konusunu oluşturan delillerin hukuka uygunluğu bir diğer tartışmayı gündeme getirmektedir.

Mevzuatımızda “yapısal sorun” deyimine Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 75. maddesinde değinilmektedir. Hükümde tam anlamıyla bir tanım yapılmamakla birlikte, bir başvuruda başka başvurulara yol açabileceği tespit edilen veya öngörülen sorunların yapısal sorun olduğu sonucuna varılmaktadır. Yapısal sorun kavramı, öğretide, hukuk normlarından veya yerleşmiş uygulamalardan ileri gelen hak ihlallerine karşı aynı konuda pek çok bireysel başvuru yapılmasına neden olabilecek sistemsel bir düzen problemi olarak tanımlanmaktadır.[36] Sistematik sorun kavramını kullanan AYM, bir kararında, Basın İlan Kurumu ve asliye hukuk mahkemelerinin 195 sayılı Kanunun 49. maddesi kapsamında verdikleri aynı yöndeki kararların, kanun hükmünden kaynaklandığı ve benzeri yeni ihlallere yol açabileceği için sistematik bir soruna işaret ettiğini değerlendirmiştir.[37] Bu doğrultuda, yapısal sorunun bireysel başvuruda norm denetimine yakınsayan yönlerinin bulunduğu söylenebilecektir.

Ford kararı ile yerinde incelemenin yapısal sorun teşkil ettiğine yönelik tespitlerin hukuk camiasında yarattığı en önemli tartışma, bireysel başvuru sonucunda verilen kararın objektif bağlayıcılığının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Anayasanın 153/4 maddesine göre Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, idari makamları, gerçek ve tüzel kişileri bağlayıcı olduğu tabiidir. Elbette ki bireysel başvuru hakkında verilen karar, doğal olarak başvuru konusu olayla sınırlı ve başvurucu hakkında sonuç doğuracaktır. Ancak, yapısal bir sorun söz konusu olduğunda, bireysel başvuruya konu edilen müdahalenin başvurunun ötesine taşınacağı da açıktır. “Şayet yerinde incelemenin Anayasanın 21. maddesine aykırılığı iddiasıyla idari yargı mercii tarafından somut norm denetimi başvurusu yapılmış olsa idi, AYM tarafından yine ihlal tespiti yapılır mıydı?” sorusuna olumlu bir cevap verilebiliyor ise, ki Ford kararına göre kanımca bu mümkündür, o halde kararın sadece bireysel başvuruya ilişkin olması nedeniyle objektif etkisinin bulunmadığı yönünde bir kabul hatalı olacaktır. AYM, benzer görüşe yer verdiği Şahin Alpay kararında, bireysel başvuru sonucunda verilen kararların da bağlayıcı olduğunu kabul etmiştir.[38] Öğretide de Anayasanın 153. maddesinde özel olarak bireysel başvuruyu kapsayan bir düzenlemeye yer verilmemiş olmasının, AYM kararlarının bağlayıcı etkisini değiştirmeyeceği; etkileri bakımından bireysel başvuru kararlarının Anayasanın 153. maddesindeki bağlayıcılığa ilişkin genel kurallara tabi olduğu ifade edilmektedir.[39] Nitekim Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 75. maddesinde yer alan, bir başvurunun yapısal bir sorundan kaynaklandığı ve bu sorunun başka başvurulara da yol açtığının tespit edilmesi ya da bu durumun yeni başvurulara yol açacağının öngörülmesi hâlinde, pilot karar usulünün uygulanabileceğine ilişkin düzenleme, yapısal sorun içerikli bireysel başvuruların objektif bağlayıcılık etkisine parmak basmaktadır. Aynı maddenin dördüncü fıkrasında, yapısal sorunun çözümü için alınması gerekli tedbirlerin alınacağı hükmüne yer verilmektedir. AYM Ford kararında, lafzi olarak açık bir şekilde pilot karar usulünün uygulandığına yönelik bir ifade yer almamakta; ancak yapısal bir sorun tespit edilmekte ve çözümü için keyfiyetin TBMM’ye bildirilmesine yönelik tedbir alındığı görülmektedir. Öğretide ihlale sebebiyet veren yapısal sorunun yasal düzenlemeden ileri geldiğinin tespiti halinde pilot kararın söz konusu olacağı, bu gibi hallerde TBMM’ye bildirim yapılması yönünde tedbirler alındığı belirtilmektedir.[40] Bu minvalde, Ford kararının – her ne kadar “Pilot Karar” şeklinde vasıflandırılmamış ise de - pilot karar özelliklerini barındırdığı, hatta işaret ettiği yapısal sorun sebebiyle objektif bağlayıcılığının bulunduğunun kabulü, en makul çözüm olarak görünmektedir.

Bu noktada Kurulun Özel Okullar kararında yer verdiği “bireysel başvuru kararlarının objektif bağlayıcılığına ilişkin içtihat birliği bulunmadığı” eksenindeki yaklaşımı eleştiri konusudur. Kurulca emsal gösterilen karar incelendiğinde, gerekçenin alıntılanan derece mahkemesi kararına dayandığı anlaşılmaktadır. Derece mahkemesine konu süreç, bireysel başvuru konusu edildiğinde ise AYM tarafından ihlal kararı verilmiştir. Kaldı ki, her şey bir yana, Kurulun dayandığı derece mahkemesinin gerekçesi bakımından yapısal bir sorun tespiti söz konusu değildir. Bir diğer anlatımla, alıntılanan karara konu olayda, başvurucu milletvekili AYM’nin bir kararını emsal göstererek tahliye talep etmiş; ancak derece mahkemesince her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmesi gerektiği gerekçesinden hareketle, başvurucunun emsal gösterdiği AYM bireysel başvuru kararının sanığa sirayet etmeyeceği kanaatine varılmıştır.[41] Oysa, Ford kararı ile doğası gereği iptali edilemeyecek bir kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı, gerekçeleriyle ortaya konmuştur.

Öte yandan, 6216 sayılı Kanunun 45/3 maddesine göre yasama işlemleri bireysel başvurunun konusu olamamaktadır. Böylece, bireysel başvuruya konu ihlal tespiti, kesin hüküm anlamında sadece başvurucu açısından bağlayıcılık taşıyacaktır. Aynı zamanda AYM kanun koyucu yerine geçerek yeni bir yasa hükmü ihdas edemeyecektir. Yasa maddesinin uygulanmasından kaynaklanan yapısal sorunun, hemen her olayda, sorunun kaynağını teşkil eden uygulamanın muhatabı olan kişiler bakımından bireysel başvuruda bulunmaları halinde ihlal tespitiyle sonuçlanması beklenecektir. Bu durum da kişilerin etkin ve makul bir koruma mekanizmasından mahrum kalmaları sonucunu doğuracaktır.[42]

Kurulun Özel Okullar kararındaki yaklaşımı, ayrıca usul ekonomisi ilkesi yönünden de tartışmaya açıktır. Nitekim Anayasanın 141/4 hükmünde davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğu belirtilmiştir. Rekabet soruşturmalarının, yargı yetkisi kapsamında bulunmadığına şüphe yoktur. Ancak, AYM’nin usul ekonomi ilkesini Anayasanın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı ile birlikte değerlendirebildiği dikkate alındığında, bağımsız idari otorite olan Kurumun karar organı olan Kurul tarafından yürütülen yarı-yargısal nitelikte yürütülen soruşturmaların adil yargılanma hakkı kapsamında usul ekonomisi ilkesine uygun olması beklenebilecektir.[43] AYM, bir kararında, “Mahkemenin Anayasa’yı yorumlama ve uygulama şeklinde ortaya çıkan objektif işlevinin subjektif işlevine göre ön planda olduğu kabul edilmelidir. Zira bireysel başvuru yolunun temel ilkelerinden ikincillik ilkesi ile bunun yansıması olarak Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasında yer verilen bireysel başvuruda bulunmadan önce başvuru yollarının tüketilmesi koşulu dikkate alındığında temel hak ve özgürlüklerin korunmasında öncelikle kamu makamları ve derece mahkemelerinin, sonrasında ise Anayasa Mahkemesinin rolü bulunduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla temel hak ve özgürlüklerin ilk elden kamu makamları ve derece mahkemeleri tarafından korunması gerekir. Belli bir meselede bu merciler tarafından Anayasa’ya uygun korumanın sağlanmadığının ileri sürülmesi hâlinde bireysel başvuru yapılabilir. Bu durumda Anayasa Mahkemesi, o meseleye ilişkin olarak Anayasa’yı yorumlar ve bir karar verir. Bundan sonra kamu makamları ve derece mahkemelerinin aynı meseleye ilişkin uygulamalarını bu yorum çerçevesinde gerçekleştirmeleri beklenir. Aksi durum, aynı meseleye ilişkin tüm uyuşmazlıkların Anayasa Mahkemesi önüne taşınması sonucunu doğurur. Bu şekilde işleyen bir bireysel başvuru yolunun sürdürülebilmesi ise imkânsızdır. Söz konusu yolun işlerliğini devam ettirmesinde Mahkemenin Anayasa’yı yorumlaması kritik öneme sahiptir. Bu işlevini en iyi şekilde yerine getirebilmesi ise -her bir başvuruda adaleti sağlamaktan ziyade- Mahkemenin daha önce Anayasa’yı yorumlamadığı meselelere odaklanmasına bağlıdır.” şeklindeki tespitleriyle, objektif bağlayıcılığın önemine vurgu yapmıştır.[44] Kanaatimce, bu tespitlerin usul ekonomisi ilkesiyle yakından ilgi bağı bulunmaktadır.[45] Kararda, aynı meseleye ilişkin tüm uyuşmazlıkların AYM önüne taşınması eleştiri konusu yapılmıştır. Benzer bir görüşe öğretide değinilerek, bireysel başvuru yolunun getirilmesiyle, temel hak ve özgürlüklerin yargı mercileri tarafından anayasal kurallar ışığında yorumlanıp tatbik edilmesinin amaçlandığı, buna karşın AYM üzerindeki iş yükünün artırılmasından söz edilemeyeceği belirtilmektedir.[46]

Ayrıca, 4054 sayılı Kanunun 43. maddesine, 24.06.2020 tarih ve 31165 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7246 sayılı Kanunun 9. maddesiyle eklenen “uzlaşma” müessesesine ilişkin “Soruşturmaya başlanmasından sonra Kurul, ilgililerin talebi üzerine veya resen, soruşturma sürecinin hızlı bitirilmesinden doğacak usuli faydaları ve ihlalin varlığına veya kapsamına ilişkin görüş farklılıklarını göz önüne alarak uzlaşma usulünü başlatabilir.” şeklindeki düzenleme, usul ekonomisi ilkesinin rekabet soruşturmaları bakımından da dikkate alınması gerektiği yönündeki görüşü destekler niteliktedir.[47] Buna göre, kanunun Anayasaya aykırı olması, ancak bireysel başvuru olması nedeniyle iptal edilememesinden ileri gelen ve her olayda konut dokunulmazlığı hakkının ihlal edildiğinin neredeyse kesin olan tespit edilmesi beklenen bir düzenlemeye dayalı olarak, Kurulun yaklaşımının usul ekonomisi ilkesine uygunluğu tartışma götürür niteliktedir. Bu bağlamda, Ford kararının pilot karar özelliklerini taşıması karşısında usul ekonomisi ilkesine ağırlık verilerek yeniden kanuni bir düzenleme ihdas edilene kadar yerinde incelemenin kural olarak hâkim kararıyla yürütülmesinin en akılcı çözüm olacağı değerlendirilmektedir.

Yapısal soruna işaret etmesinin bir sonucu olarak, Ford kararına konu Kurul uygulamasının, İçtüzüğün 75. maddesinde yerini bulan ifadesiyle “yeni başvurulara yol açacağının” öngörülmesi de oldukça muhtemeldir. Nitekim bu durum, kararın yürürlüğe girmesinden sonra yapılan savunmalardan da kolaylıkla anlaşılabilmektedir. Böylelikle, hâkim kararı olmaksızın yerinde incelemenin muhatabı olan her teşebbüs - şayet bu itirazları idari yargı mercilerince kabul edilmezse - kural olarak konut dokunulmazlığının ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilecektir. Ford kararı, potansiyel başvuruların yolunu açmakla birlikte, yerinde inceleme tarihine göre, kararın uygulanabilirliği farklı bir tartışmayı beraberinde getirmektedir. Bu doğrultuda, AYM’nin iptal kararlarının geriye yürümezliği ilkesinin üzerinde durulması gerekmektedir. Kurul, Mot Bilişim kararında; yerinde incelemenin ihlal tespiti yapılan Ford kararından önce verildiğini belirtmiştir. Kararda her ne kadar geriye yürümezlik hususunda açık bir değerlendirme yer almasa da Kurulun değerlendirmesi kayda değerdir. Evvelemirde idari eylem olarak nitelendirilebilecek yerinde inceleme faaliyetine yine idari işlem vasfındaki soruşturma kararında dayanılması, soruşturma sonucu verilen 4054 sayılı Kanunu ihlal kararını kendiliğinden kesin hale getirmeyecektir. Zira Kurul kararlarına karşı idari yargı nezdinde altmış günlük dava açma süresi bulunmaktadır. Buna göre, Kurul kararı iptal davasına konu edildiğinde, iptal isteminin reddine yönelik karar kesinleşinceye değin kesinleşmiş olmayacaktır. Bu itibarla, AYM kararlarının geriye yürüme etkisinin ele alınması gerekmektedir. Esasen Ford kararıyla hukuki anlamda bir yasa maddesinin iptali söz konusu değildir. Dolayısıyla, ilk bakışta geriye yürümezlik tartışmasının bireysel başvurular bakımından uygulama alanı bulup bulamayacağı sorusu akla gelmektedir. Ancak, kararın işaret ettiği yapısal sorun nedeniyle, kanaatimce sıkı sıkıya bir iptal kararı aramak isabetli olmayacaktır. Danıştay İDDK, bir kararında, iptal davası ve itiraz yolundan bahsetmiş ise de “bir kanunun uygulanması nedeniyle dava açmak durumunda kalan ve Anayasanın 153. maddesi uyarınca itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulmasını isteme hakkına sahip olan kişilerin açmış olduğu davalarda, uyuşmazlığın çözümünde esas alınacak kuralın iptal davası veya itiraz yoluyla daha önce yapılan başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş olması halinde iptal hükmünün uyuşmazlık yönünden değerlendirilmesinin Anayasada yer alan eşitlik ve hukuk devleti ilkelerinin gereği olduğundan bahisle, iptal kararlarının geriye yürümezliği ilkesine aykırılık teşkil etmeyeceğini” kabul etmiştir.[48] Danıştay İDDK’nın bu görüşü şüphesiz yapısal sorun tespitine ilişkin kararların potansiyel başvurulara etkisi bakımından kıyas alınabilecek mahiyettedir. Öyle ki, Mahkemenin Şahin Alpay kararındaki tespitleri ışığında, bireysel başvuru kararlarının bağlayıcılığının yanı sıra, geriye yürümezlik ilkesinin potansiyel başvurucuların haklarına etkisi itibarıyla yapısal sorun tespiti içeren kararlar için de geçerli olması gerektiği söylenebilecektir. Kurulun Mot Bilişim kararındaki değerlendirmelerine geri dönecek olursak, diğer hukuki tartışmalar bir yana, Kurul kararının henüz kesinleşmemiş olmasına bağlı olarak AYM kararlarının uygulanma olanağının bulunmadığının kabulü kanaatimce isabetli olmayacaktır.

Konut dokunulmazlığı hakkının “arama” unsuruna ilişkin Kurul yaklaşımlarının genel değerlendirmesi bu şekilde olmakla birlikte, hakkın “elkoyma” unsuru bakımından yerinde incelemelerde elde edilen delillerin hukuka uygun olup olmadığının iki başlık altında incelenmesinde fayda bulunmaktadır. Bu bağlamda ilk olarak, delilin elde edilişinin hukuka aykırı olması halinde delilin de hukuka aykırı olup olmayacağı değerlendirilmelidir. Esasen bu soruya verilecek yanıt oldukça basittir. Anayasanın 38/6 hükmünde kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği düzenlemesine yer verilmiştir. Şayet burada Anayasanın sadece lafzı ile hareket edilmek gerekse idi, 4054 sayılı Kanunun 15. maddesi iptal edilmediği için yerinde incelemelerde elde edilen delillerin “kanuna uygun” elde edilmiş olacağı sonucuna varmak mümkün olabilirdi. Ancak Anayasanın 13. maddesinde, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında sadece Anayasanın sözüne değil, aynı zamanda ruhuna da uygun hareket edilmesi gerektiği, hatta sınırlama sebeplerinin Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olabileceği belirtilmiştir. Zira aksi bir kabulde, Anayasanın açık hükmüne aykırı bir delil eldesinin sadece kanun maddesi buna müsaade ettiği için hukuka uygun hale geldiğini söylemek mümkün olacaktır ki, bu durum temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasıyla bağdaşmayacağı gibi, normlar hiyerarşisine de oldukça ters düşecektir. Nitekim ceza yargılamasında sıkça karşılaşıldığı üzere, hukuka aykırı arama neticesinde elde edilen delillerin hükme esas alınamaması, maddi gerçeğe ulaşılması ile temel hak ve özgürlüklerin sınırlanması arasındaki adil dengenin sağlanması zaruretinden ileri gelmektedir.

Diğer yandan, Anayasanın 38. maddesinin kenar başlığı “Suç ve cezalara ilişkin esaslar” şeklinde düzenlenmiştir. Bir an için, rekabet soruşturmaları sonucunda tesis edilen idari yaptırımların hukuki nitelik bakımından “kabahat” niteliği taşıdığı düşüncesi akla gelebilecek ise de AYM pek çok kararında Anayasanın 38. maddesinde ceza hukukuna ilişkin olarak öngörülen güvencelerin idari yaptırımlara da uygulanması gerektiğini kabul etmiştir.[49] Hatta, AYM, bir kararında delil yasaklarının temel hak ve özgürlüklerin korunması amacına hizmet ettiğini; bu korumayı ihlal eden delillerin yasak delil niteliği taşıyacağını kabul etmiştir.[50] İlgili AYM kararında her ne kadar “özel kişiler” tarafından hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerden bahsedilmekte ise de AYM’nin delil yasaklarının asıl amacının temel hak ve özgürlüklerinin korunmasını önceliklendirdiği dikkate alınacak olursa, hukuka aykırı delillerin rekabet soruşturmalarına konu edilemeyeceği kolaylıkla söylenebilecektir. Bunun yanı sıra, AYM hukuka aykırı delil yasağının evrensel hukuk kurallarından biri olduğunu; evrensel hukukun, hatta daha dar bir sınırlamayla medeni ülkelerin kabul ettiği kurallara her durumda uyulmasının bir zorunluluk olduğu görüşünü benimsemiştir.[51] Danıştayın da hukuka aykırı delillerin hükme esas alınamayacağı noktasında yerleşmiş içtihatları bulunmaktadır.[52] Konuya ilişkin olarak, rekabet soruşturmalarını yakından ilgilendiren bir akademik çalışmada; delillerin elde ediliş yönteminin hukuka aykırı olmasının delili hukuka aykırı hale getireceği, örneğin, delile teşebbüsün temel hak ve özgürlükleri ihlal edilerek ulaşılması durumunda, delile erişimin hukuka aykırı olacağı ifade edilmektedir.[53]

Üzerinde durulması gereken bir diğer konu ise, hukuka aykırı delillerin rekabet soruşturmalarında dikkate alınıp alınamayacağı hususudur. Zira hukuka uygun – uygun olmayan delil tartışması çoğu zaman yargısal süreçler bakımından söz konusu olmaktadır. Bununla birlikte, rekabet soruşturmaları, yerinde incelemelerde elde edilen delillere dayalı olarak yürütülen bir nevi yarı-yargısal idari bir süreci ifade etmektedir. Bir çalışmada, farklı örnekler üzerinden anlatılmış olmakla beraber, rekabet otoritelerinin hukuka aykırı yöntemlerle elde ettikleri delillerin yargı benzeri soruşturma süreçlerinde nazara alınamayacağı ifade edilmektedir.[54]

Kurulun yaklaşımı, yerinde incelemelerde elde edilen delillerin hukuka aykırılığı bakımından bir diğer eleştiri konusudur. Kurulun bu yaklaşımlarının temelinde, Ford kararında, Kurul tarafından Ford aleyhinde verilen idari para cezası yönünden mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine ilişkin tespitleri yer almaktadır. Ancak Ford tarafından mülkiyet hakkının ihlaline yönelik başvuru, yerinde incelemenin hukuka aykırılığı sebebiyle değil, 4054 sayılı Kanunun yer bakımından kapsamının Türkiye Cumhuriyeti sınırları olarak belirlenmesine rağmen, Ford’un ihracat gelirlerinin idari para cezasına esas alınmasının kanunilik ilkesine aykırı olduğu gerekçesine dayanmaktadır. AYM, kararının gerekçesinde “Bir uyuşmazlıkta uygulanacak hukuk kurallarının ve özellikle müdahalenin kanuni dayanağını oluşturan kanun hükümlerinin yorumlanması derece mahkemelerinin takdirindedir. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağını oluşturduğu ifade edilen hükümlerle ilgili olarak derece mahkemelerince geliştirilen yorumların isabetli olup olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi değildir. Bununla birlikte derece mahkemelerinin yorumlarının kanunun açık lafzıyla çelişki içinde olduğu veya kanun metni dikkate alındığında bireyler tarafından öngörülmesinin mümkün olmadığı sonucuna ulaşıldığı ya da somut olayın ilgili kanun maddesiyle bağlantısının kurulamadığı veya kurulan bağın açıkça mantık dışı bir muhakemeye dayandığı hâllerde mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının bulunmadığı kanaatine varılması mümkündür.” şeklinde değerlendirmelerde bulunmaktadır. Bu bağlamda Mahkeme, kanunilik ilkesi bağlamında yapacağı denetimin, idari para cezasına esas alınabilecek hafifletici nedenlerin uygulanmaması hususunda Kurula takdir yetkisi tanınıp tanınmadığının incelenmesinden ibaret olacağını, takdir yetkisinin kullanımının sonuçlarının kanunilik ölçütü kapsamında incelenmesinin mümkün olmadığı kabulüyle, mülkiyet hakkının ihlal edilmediği sonucuna varmıştır. Kararda, yerinde incelemenin konut dokunulmazlığı hakkını ihlal etmesi nedeniyle elde edilen delillerin de hukuka aykırı olup olmadığına dair bir değerlendirme yapılmamıştır. Bir diğer anlatımla, Mahkemenin mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine yönelik tespiti, kanunilik ölçütü bağlamındaki değerlendirmelerden ileri gelmektedir. Zira Anayasanın mülkiyet hakkını düzenleyen 35. maddesine göre, sınırlama sebepleri kanuni düzenlenmenin ve kamu yararının bulunmasıdır. Oysa, mülkiyet hakkının ihlal edilip edilmediğine ilişkin inceleme, 4054 sayılı Kanunun yerinde incelemeyi düzenleyen hükmü yönünden değil, para cezasına dayanak teşkil eden ihlal düzenlemeleri ve ikincil mevzuatta yer alan yönetmelik hükümleri yönünden yürütülmüştür. Bu doğrultuda, Mahkemece ilgili hükümlerin erişilebilir, belirli ve öngörülebilir olduğu değerlendirilerek mülkiyet hakkının ihlal edilmediği sonucuna ulaşılmıştır. Kaldı ki, AYM derece veya temyiz mercii olmadığından, konunun esasına girerek başvuru konusu olay özelinde delillerin hukuka aykırılığını tespit etmesi beklenmemektedir. Kanaatimce, karardan Anayasaya aykırılığı tespit edilen yerinde inceleme neticesinde elde edilen delillerin hukuka aykırı addedilemeyeceğine yönelik bir çıkarım yapılabilmesi mümkün değildir.

Sonuç olarak, yerinde incelemelerin konut dokunulmazlığı hakkının ihlaline yol açtığı yönündeki yapısal sorun tespitinin, aynı zamanda elde edilen delillerin hukuka uygunluğuna gölge düşürdüğü; ancak mevcut uygulama düzeninde teşebbüslerin bu hususu Kurul kararına karşı açacakları iptal davaları ve yapacakları bireysel başvurular kapsamında ileri sürebileceği söylenebilecektir. Yine Kurulun konuya yaklaşımlarının pek çok yönden eleştiri konusu olabileceği görülmektedir. Nitekim yaklaşımların temelindeki en güçlü argüman yasa hükmünün iptal edilmemiş olmasıdır. Ancak, yapısal soruna işaret eden kararın bağlayıcılığının sıradan bir bireysel başvuru kararının sonuçlarından daha kapsamlı olacağı ortadadır. Bu sebeple, Ford kararında vurgulanan esaslara göre, Kurulun mevcut yaklaşımının terk edilmesinin en uygun çözüm yolu olacağı değerlendirilmektedir. Aksi bir yaklaşımda, idari yargı mercilerinin usul ekonomisi ilkesini gözeterek, Ford kararı ışığında yerinde incelemenin hukuka uygun olmadığını tespit etmesi beklenmektedir.

6. SONUÇ

Kurul, yerinde incelemenin hâkim kararı olmaksızın veya daha sonradan hâkim onayına sunulmaksızın gerçekleştirildiği hallerde, 4054 sayılı Kanunun 15. maddesinin açık hükmüne dayanmakta ve teşebbüslerin Anayasaya aykırılık savunmalarını reddetmektedir. Kurulun genel yaklaşımı itibarıyla kanun maddesinin iptal edilmemiş olmasını, değerlendirmelerinin temeline aldığı görülmektedir.

Buna karşın, Ford kararının pilot karar niteliğinde olması nedeniyle müdahalenin taraflarından daha geniş bir kapsamda bağlayıcılığının bulunması, Kurulun Anayasaya aykırılık savunmalarına karşı menfi içtihadının usul ekonomisi ilkesi bakımından sorunlar yaratacak olması, hâkim kararı olmaksızın elde edilen delillerin hukuka uygun delil vasfını kazanamaması gibi hususlar karşısında Kurulun yaklaşımının birçok hukuki soruna sebebiyet verdiği değerlendirilmektedir. Özellikle Kurulun yaklaşımında ısrarcı olması ile, AYM’nin iş yükünün artacağını söylemek mümkündür.

Ayrıca, yerinde incelemelerin Anayasaya aykırı olduğuna ilişkin iddia ve savunmalar bakımından, AİHM’in özellikle rekabet otoritelerinin yerinde inceleme yetkisine ışık tutan DELTA PEKÁRNY A.S kararının; başvurucuların iş birliği dahi olsa konuta izinsiz olarak girilmesi açısından Halabi kararı ve Kurul kararıyla yerinde inceleme yapılabilmesine ilişkin yasa kuralıyla gösterdiği benzerlik itibarıyla, vergi otoritesince, şirketlere vergi denetmenlerinin binalarına girebilmesi ve sunucularından veri alabilmesine imkân sağlanmasına ilişkin talimat verilmesinin müdahale teşkil ettiğine yönelik Bernh Larsen Holding AS ve Diğerleri kararının, Kurul kararlarına karşı açılacak dava konusuyla niteliğine uygun düştüğü ölçüde idari yargı mercilerince dikkate alınabileceği düşünülmektedir.

Şüphesiz Ford kararıyla gündeme gelen ve yapısal sorun tespitinden ileri gelen tartışmalar, yasama organı tarafından Anayasanın 21. maddesine uygun surette bir kanun değişikliği yapılması halinde ortadan kalkacaktır. Bu doğrultuda, kanun hükmünde Anayasaya uygun bir düzenleme yapılıncaya kadar Ford kararı gerekçelerinin dikkate alınmasının, temel hakların sınırlandırılmasına yönelik en etkin çözüm mekanizması olacağı söylenebilecektir.

KAYNAKÇA

ALYANAK Servet/BOZKURT CENGİZ Burcu: Anayasa Mahkemesinin Pilot Karar Uygulaması ve Kararların Yasama Organına Bildirilmesi, Yasama Dergisi, S. 48, Temmuz – Aralık 2023.

AKAN, Beytullah/YAZICI, Uğur: İhlal Kararlarının Yasama Organına Bildirilmesi ve TBMM Süreci, KOÜFHD, S. 27, Haziran 2023.

AKÇİL, Yılmaz: Bireysel Başvuru Kararlarının Objektif ve Sübjektif Etkisinin İdari Yargı Yönünden İncelenmesi, Anayasa Yargısı, C. 39, S. 1, 2022.

BEYOĞLU, Cem Ümit: Türk Anayasa Mahkemesi’nin Bireysel Başvuru Kararlarında Tespit Edilen Yapısal Sorunlara Dair Çözüm Önerileri, Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 12, S. 12, Aralık 2022.

BUDAK, Ali Cem: AT Konsey ve Komisyonunun Yeni Rekabet Tüzükleri ve Rekabet Kanunu’nda Yapılan Değişiklikler Işığında Delillerin Toplanması ve İspat, Rekabet Kurumu Perşembe Konferansları, Ankara, 2004.

GÖZTEPE ÇELEBİ, Ece: Bireysel Başvuru Kararlarının Bağlayıcılığı ve İcrası Sorunu ile Kurumsallaşma İhtiyacı, Anayasa Yargısı, C. 32, S. 1, 2016.

OLCAY, Suphan: Konut Dokunulmazlığı Hakkı ve Konut Dokunulmazlığını İhlal Suçu, İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 6, S. 1, Bahar 2019.

YALÇIN, Ahmet: AB ve Türk Rekabet Hukukunda Hukuka Aykırı Delillerin Kabul Edilebilirliği, Rekabet Kurumu Uzmanlık Tezleri Serisi, Ankara, Temmuz 2022.

  1. [2]Danıştay 13.D., 22.06.2021 tarih ve E. 2021/74, K. 2021/2384 sayılı kararı; Danıştay 13. D., 22.03.2016 tarih ve E. 2011/2660, K. 2016/775 sayılı kararı; Ankara BİM 8. İDD., 10.02.2022 tarih ve E. 2021/1523, K. 2022/222 sayılı kararı; Ankara BİM 8. İDD., 13.10.2021 tarih ve E. 2021/1424, K. 2021/1432 sayılı kararı.
  2. [3]Ocak-Aralık 2022 için bkz. https://www.rekabet.gov.tr/Dosya/2022-yillik-web-20230110153239393.pdf [Erişim tarihi: 07.03.2025]; Ocak-Aralık 2023 için bkz. https://www.rekabet.gov.tr/Dosya/2023-yili-karar-istatistikleri-20240125134258896.pdf [Erişim tarihi: 07.03.2025].
  3. [4]Söz konusu idari para cezalarının dayanağı 4054 sayılı Kanunun 17. maddesi olarak gösterilmiştir. İlgili hükümde süreli para cezasının kaynağı olarak sadece yerinde incelemenin engellenmesi veya zorlaştırılması yer almamaktadır. Ancak hükme dayalı olarak verilen para cezalarının kayda değer kısmının yerinde incelemenin engellenmesi ya da zorlaştırılması sebebiyle verildiği tahmin edilmektedir.
  4. [5]https://www.rekabet.gov.tr/Dosya/2024-yili-ilk-6-ay-20240719101130102.pdf [Erişim tarihi: 07.03.2025]. İstatistiklerde, yargı kararı sonrası verilen toplam idari para cezası tutarı 167.473,00 TL olarak belirtilmiştir.
  5. [6]AYM, Ford Otomotiv Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi [GK], 23.03.2023 tarih ve 2019/40991 Başvuru No.lu kararı.
  6. [7]Kurulun 08.08.2018 tarih ve 18-27/439-209 sayılı kararı.
  7. [8]Kurulun 07.11.2019 tarih ve 19-38/569-237 sayılı kararı; Kurulun 13.03.2019 tarih ve 19-12/146-67 sayılı kararı; Kurulun 07.02.2019 tarih ve 19-06/51-18 sayılı kararı; Kurulun 21.06.2018 tarih ve 18-20/356-176 sayılı kararı; Kurulun 03.07.2017 tarih ve 17-20/318-140 sayılı kararı.
  8. [9]Kurulun 18.04.2011 tarih ve 11-24/464-139 sayılı kararı.
  9. [10]İşbu çalışmada yalnızca konut dokunulmazlığı hakkı yönünden inceleme yapılacaktır.
  10. [11]Suphan Olcay, Konut Dokunulmazlığı Hakkı ve Konut Dokunulmazlığını İhlal Suçu, İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 6, S. 1, Bahar 2019, s. 229.
  11. [12]AİHM, Chiragov ve Diğerleri v Ermenistan, 16.06.2015 tarih ve 13216/05 Başvuru No.lu kararı, prg. 206.
  12. [13]AİHM, Société Colas Est ve Diğerleri v Fransa, 16.07.2022 tarih ve 37971/97 Başvuru No.lu kararı, prg. 41; Petri Sallinen v Finlandiya, 27.12.2005 tarih ve 50882/99 Başvuru No.lu kararı, prg. 70; Niemietz v Almanya, 16.12.1992 tarih ve 13710/88 Başvuru No.lu kararı, prg. 30.
  13. [14]AİHM, Saint-Paul Luxembourg S.A. v Lüksemburg, 18.07.2013 tarih ve 26419/10 Başvuru No.lu kararı, prg. 38; AİHM, Halabi v Fransa, 16.08.2019 tarih ve 66554/14 Başvuru No.lu kararı, prg. 54-56; AİHM, Bernh Larsen Holding AS ve Diğerleri v Norveç, 08.07.2016 tarih ve 24117/08 Başvuru No.lu kararı, prg. 106; ancak yargılama sonucunda ihlal tespiti yapılmamıştır.
  14. [15]AİHM, Libert v Fransa, 02.07.2018 tarih ve 588/13 Başvuru No.lu kararı, prg. 40-42; AİHM, Kroon ve Diğerleri v Hollanda, 27.10.1994 tarih ve 18535/91 Başvuru No.lu kararı, prg. 31
  15. [16]AİHM, Evans v Birleşik Krallık, 10.04.2007 tarih ve 6339/05 Başvuru No.lu kararı, prg. 75.
  16. [17]AİHM, Hämäläinen v Finlandiya, 16.07.2014 tarih ve 37359/09 Başvuru No.lu kararı, prg. 65; Gaskin v Birleşik Krallık, 07.07.1989 tarih ve 10454/83 Başvuru No.lu kararı, prg. 42.
  17. [18]AİHM, Halford v Birleşik Krallık, 25.06.1997 tarih ve 20605/92 Başvuru No.lu kararı, prg. 49.
  18. [19]AİHM, Silver ve Diğerleri v Birleşik Krallık, 25.03.1983 tarih ve 5947/72; 6205/73; 7052/75; 7061/75; 7107/75; 7113/75; 7136/75 Başvuru No.lu kararı, prg. 87; Lebois v Bulgaristan, 19.01.2018 tarih ve 67482/14 Başvuru No.lu kararı, prg. 66-67.
  19. [20]AİHM, Piechowicz v Polonya, 17.07.2012 tarih ve 20071/07 Başvuru No.lu kararı, prg. 212.
  20. [21]AİHM, DELTA PEKÁRNY A.S. v Çek Cumhuriyeti, 02.01.2015 tarih ve 97/11 Başvuru No.lu kararı, prg 92-93.
  21. [22]AYM, Günay Dağ ve diğerleri [GK], 17.12.2015 tarih ve 2013/1631 Başvuru No.lu kararı, prg. 133; Mehmet Taşdemir, 18.05.2016 tarih ve 2013/3436 Başvuru No.lu kararı, prg. 55. Aynı tespitler Ford kararında da yer almaktadır (prg. 54).
  22. [23]AYM, Hülya Kar [GK], 27.02.2019 tarih ve 2015/20360 Başvuru No.lu kararı, prg. 24; AYM, Osman Berk, 11.12.2019 tarih ve 2017/12608 Başvuru No.lu kararı, prg. 80.
  23. [24]Konut dokunulmazlığı hakkını doğrudan ilgilendirmemekle birlikte, teşebbüs çalışan ve yöneticilerinin iş için kullandıkları anlaşılan şahsi telefonlarında, e-postalarında arama yapılabilmektedir. Ancak inceleme teşebbüs binasında veya uzaktan bağlantı yoluyla mümkün olabilmektedir.
  24. [25]Tüzüğün gerekçesinde, şahsi konutlara girilebilmesi için mahkeme kararına ihtiyaç duyulması gerekeceği belirtilmektedir.
  25. [26]Kılavuz Resmî Gazete’de yayımlanmamıştır. Ancak Kurum tarafından çıkarılan her kılavuz gibi Kurumun web sitesinde yayımlanmıştır. Buna karşın, Kılavuzun yürürlükten kaldırıldığına dair herhangi bir kamuoyu duyurusuna rastlanmamakla birlikte, Kılavuz metnine işbu makale tarihinde Kurum web sitesi üzerinden ulaşılamamaktadır.
  26. [27]Kurulun 24.06.2009 tarih ve 09-30/637-150 sayılı kararı.
  27. [28]Kurulun 18.04.2011 tarih ve 11-24/464-139 sayılı kararı.
  28. [29]Danıştay 13. D., 06.04.2017 tarih ve E. 2011/3814, K. 2017/958 sayılı kararı.
  29. [30]Danıştay İDDK, 20.05.2019 tarih ve E. 2017/2380, K. 2019/2443 sayılı kararı.
  30. [31]Kurulun 18.01.2024 tarih ve 24-05/83-33 sayılı kararı.
  31. [32]Kurulun 24.04.2024 tarih ve 24-20/466-196 sayılı kararı.
  32. [33]AYM, Gülser Yıldırım, 02.01.2014 tarih ve 2013/9894 Başvuru No.lu kararı; Kurul kararında Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinin gerekçesine atıfta bulunulan AYM kararı üzerinden yollama yapılmıştır.
  33. [34]Kurulun 24.04.2024 tarih ve 24-20/465-195 sayılı kararı.
  34. [35]Kurulun 18.07.2024 tarih ve 24-30/717-301 sayılı kararı.
  35. [36]Cem Ümit Beyoğlu, Türk Anayasa Mahkemesi’nin Bireysel Başvuru Kararlarında Tespit Edilen Yapısal Sorunlara Dair Çözüm Önerileri, Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 12, S. 12, Aralık 2022, s. 761; Servet Alyanak, Burcu Bozkurt Cengiz, Anayasa Mahkemesinin Pilot Karar Uygulaması ve Kararların Yasama Organına Bildirilmesi, Yasama Dergisi, S. 48, Temmuz – Aralık 2023, s. 125.
  36. [37]AYM, Yeni Gün Haber Ajansı Basın Ve Yayıncılık A.Ş. ve Diğerleri, 10.03.2022 tarih ve 2016/5903 Başvuru No.lu kararı, prg. 108, 124.
  37. [38]AYM, Şahin Alpay (2) [GK], 15.03.2018 tarih ve 2018/3007 Başvuru No.lu kararı.
  38. [39]Yılmaz Akçil, Bireysel Başvuru Kararlarının Objektif ve Sübjektif Etkisinin İdari Yargı Yönünden İncelenmesi, Anayasa Yargısı, C. 39, S. 1, 2022, s. 13-14.
  39. [40]Beyoğlu, a.g.e., s. 795, 796.
  40. [41]AYM, Mustafa Ali Balbay, 04.12.2013 tarih ve 2012/1272 Başvuru No.lu kararı.
  41. [42]Beytullah Akan, Uğur Yazıcı, İhlal Kararlarının Yasama Organına Bildirilmesi ve TBMM Süreci, KOÜFHD, Sayı 27, Haziran 2023, s. 21.
  42. [43]AYM, Zeki Kaba, 16.03.2015 tarih ve 2014/5486 Başvuru No.lu kararı; Osman Asilsoy, 11.03.2015 tarih ve 2014/99 Başvuru No.lu kararı, Güher Ergun ve diğerleri, 02.07.2013 tarih ve 2012/13 Başvuru No.lu kararı.
  43. [44]AYM, K.V. [G.K.], 01.12.2016 tarih ve 2014/2293 Başvuru No.lu kararı.
  44. [45]İhlalin yasa hükmünün uygulanmasından kaynaklanan yapısal bir soruna ilişkin olması halinde, AYM’nin davaya bakan mahkeme sıfatıyla norma ilişkin Anayasaya uygunluk denetimi yapılmasının usul ekonomisi ilkesi açısından uygun olacağı yönünde bkz. Akan ve Yazıcı, a.g.e, s. 22.
  45. [46]Ece Göztepe Çelebi, Bireysel Başvuru Kararlarının Bağlayıcılığı ve İcrası Sorunu ile Kurumsallaşma İhtiyacı, Anayasa Yargısı, C. 32, S. 1, 2016, s. 109.
  46. [47]4054 sayılı Kanunun 9. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında Kurulun görüş bildirilmesine ilişkin kararlarının usul ekonomisi kaygılarına ilişkin olduğu yönünde bkz. Kurulun 15.02.2024 tarih ve 24-08/149-61 sayılı kararı; Kurulun 17.08.2023 tarih ve 23-39/755-264 sayılı kararı; Kurulun 15.12.2022 tarih ve 22-55/863-357 sayılı kararı.
  47. [48]Danıştay İDDK, 09.02.2023 tarih ve E. 2022/2926, K. 2023/193 sayılı kararı; Benzer şekilde, AYM kararlarının etkilerini göstermesi bakımından, Yargıtay da kesinleşmemiş uyuşmazlıklarda geriye yürümeme kuralının uygulanamayacağını kabul etmektedir (bkz. Yargıtay 11. HD, 21.05.2005 tarih ve E. 2004/4849, K. 2005/1452 sayılı kararı).
  48. [49]5236 sayılı Kabahatler Kanunu Madde - 2: “Kabahat deyiminden; kanunun, karşılığında idarî yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlık anlaşılır.”; AYM, 29.11.2012 tarih ve E.2012/106, K.2012/190 sayılı kararı; AYM, 20.10.2011 tarih ve E. 2010/28, K. 2011/139 sayılı kararı; AYM, 04.04.1991 tarih ve E.1990/12, K.1991/7 sayılı kararı; AYM, 21.11.2014 tarih ve E. 2014/178, K. 2014/178 sayılı kararı; AYM, 4.12.2014 tarih ve E.2013/114, K.2014/184 sayılı kararı.
  49. [50]AYM, 05.01.2002 tarih ve E. 1999/2, K. 2001/2 sayılı kararı.
  50. [51]AYM, İlknur Yüksel, 13.07.2016 tarih ve 2014/7738 Başvuru No.lu kararı, prg. 15.
  51. [52]Danıştay 16. D, 01.07.2015, E. 2015/14258, K. 2015/4219; Danıştay 4.D., 20.10.2006, E. 2006/451, K. 2006/2009; Danıştay VDDK, 26.12.2008, E. 2007/493, K. 2008/754.
  52. [53]Ahmet Yalçın, AB ve Türk Rekabet Hukukunda Hukuka Aykırı Delillerin Kabul Edilebilirliği, Rekabet Kurumu Uzmanlık Tezleri Serisi, Ankara, Temmuz 2022, s. 24.
  53. [54]Ali Cem Budak, AT Konsey ve Komisyonunun Yeni Rekabet Tüzükleri ve Rekabet Kanunu’nda Yapılan Değişiklikler Işığında Delillerin Toplanması ve İspat, Rekabet Kurumu Perşembe Konferansları, Ankara, 2004, s. 147.